• Çiğdem Keser

Dijital Toplumda Deneyim ve Sosyal Medya Belleği

Güncelleme tarihi: 20 Mar 2018

Günümüzde teknolojinin pratik hayatımıza yansıması şüphesiz ki sosyal medyadır. Yediden yetmişe rağbet gösterilen sosyal medyanın belki de en gözde getirisi(!) de bulunulan, yaşanılan zamanı mekansallaştırmasıdır. Şöyle ki sosyal medya hesapları bireylerin kişisel depolarına benzemektedir. Aracın sosyal medya olduğu her paylaşım, sanal ortamda yaşanılan o anı sabitleyerek mekansallaştırır böylelikle istenilen anları durdurabilir ya da geri sarabilir hale getirir. Böylelikle geçmişten günümüze gelen an kavramının içi boşalır, değersizleşir. 


Zamanın mekanlaşmasının bir başka tanımı ise şudur; zamanın nitelikten niceliğe doğru hareketidir ve bu hareket doğrudan modern döneme ait deneyimlere bağlıdır ki çıktığımız yol gene bizi sosyal medya platformlarına geri götürür. Çünkü içinde bulunan an niteliksel açıdan ele alınamazken tıklanma oranlarına tamamen paralel olarak niceliksel bağlamda iyi ,kötü; mutlu, mutsuz biçimlerinde mekanlaşan anları ortaya koyar. Böylelikle toplumsal hayatın zamanı mekan üzerinden okuması karşısında hıza ve mekana hapsolmuş bir zaman algısı, anları ve günleri önemsiz kılar.

Zaman mekan üzerinden yaşanırken mekan ise ‘yer’den ayrılmaya başlar. 


Mekan Algısının Dönüşümü: ‘Yer’siz Mekan

Teknolojinin gelişimiyle birlikte ‘hafızaların bağlandığı mekanlar’ yerlerini soyut yerlere bıraktılar. Bu yeni bellek mekanları fiziksel mekanlardan farklı olarak hayatımıza sanal uzantılarla girdiler.

Arkadaşlarımızla görüşülen favori kafe yerini iletişime (videolu, görüntülü, ses göndermeli alternatifleriyle) imkan veren sanal platformlara bıraktı. Ya da şu sıralar popüler olan ve çoğunlukla youtuberların evlerine misafir formatında, birebir değil www.youtube.com/bilmemne adresinden konuk olmaya başladık. Mekanın bu şekilde ‘yer’sizleşmesi zamanı da etkiledi. Böylelikle zaman varolduğu şu andalığın ötesine, geçmişi, şimdi ve gelecek zamanı anın sonsuzluğunda özgür bir seçenek haline getirdi. Bu yüzden bireyler kendilerine özgü istediklerini kabul eden, istemediklerini ‘ignore’ eden kendi çizdikleri sınırlar çerçevesinde bir bellek yaratımına sahip oldular. Öyle ki artık hafıza mekanı olan belleği dolduranlar, fiziksel bir yer işgal etmek zorunda değiller. Dokunabilirlikten uzak olan, üretilmiş, bu yeni yersiz mekanlar  zamanın hıza yenik düşmesinin büyük yardımıyla, kendilerine ‘çevrimiçi’ diye nitelendirebileceğimiz bir alan yarattılar.


Gösteri Zamanı

Jean Baudrillard Simulasyon ve Simulakrlar adlı kitabında bahsettiği gerçeklik ilkesinin yitiminde başrolü göstergelere verir. ‘Artık anlamdan çok göstergelerin satın alındığı ve pazarlandığı bir çağda yaşıyoruz.’ der. Şüphesiz ki göstergelerin yönlendirmeleri toplumda etkin bir rol oynar. Örnek olarak takvimde kutlanan her günün anlamının boşlatılması bu sayede zamanın mekansallaştırılması, gerçeklik ilkesinin yitimine neden olur. Daha ayrıntılı bir örnek vermek gerekirse sosyal medyada kutlanan Cumhuriyet bayramı fiziksel mekanlarda icra edilmezken, o gün içinde görebileceğimiz sanal platformlarda Cumhuriyet Bayram’ını kutlayan herkesin profil fotoğraflarına koydukları Atatürk ya da Türk bayrakları ile ya da o gün için paylaşılan metinler, videolar ile ‘çoşkulu’ bir şekilde kutlarlar. Böylelikle burda da zamanın profiller üzerinden mekanlaşmasına tanık oluruz. Hepimiz ‘an’ımızı yarattığımız sanal dünyalarımızda yaşıyoruz. O dünyanın bize sağladığı etkileşimlerin bir nevi mecbur bıraktığı nitelikten çok niceliğe verilen önem veren, hepimizi birer tıklanma oranı, like sayısı’na indirgeyen bireyler haline getiriyor. Kaçınılmaz olarak insanların lugatına ’endişesizlik’ kavramını sokuyor. Artık insanlar kendi hayatlarını izletme, gösterme çabası içine giriyorlar böylelikle yaşanılan özel/mahrem alanlar giderek daralıyor ve ‘dikizleme kültürü’ gündelik hayatımızın bir eylemi olarak yer almaya başlıyor. 


Sosyal Medya Belleği

Çağın getirisi olan dijitallik, hızın yardımıyla fiziksel varoluşların yerini daha çok imgeye, sembole bırakmasına neden oldu.


Jean Baudrillard gösterileşen dijital dünyada kendi zamanını yaşama gücünü kendisi terk eden, tükettiği her şey gibi zamanını, geçmişini ve anlarını harcayıp giden makine dünyanın dijital insanın araçsallaşmasından ibaret olduğunu söyler. Böylelikle gösteriyi izleyen değil, gösterinin bir parçası haline gelen insanlar sahip oldukları hafızalar da içi boşalan, kişiliksiz, boş hafızlara dönüşür. Gösterilerin araçsallaştığı ve paylaşılan her an’ın sembolleşmesindeki en büyük etken de hız kavramıdır. Çünkü artık bilgisayar ya da mobillerden yansıyan görüntüler eskiden sadece bir yanılsamadan ibaretken, gün geçtikçe anılarımız, hatırladıklarımız, unuttuklarımızdan oluşmaya başlar. Hız ise bu tempoya ayak uydurmamızı sağlayan tek etkendir. İvedilikle değişen gündemler, birbirinden bağımsız paylaşılan iletiler ki hepsi aynı platformda yani ana sayfada toplanır, tüm bunlar insanları bu hızlılığa uymasına mecbur kılar. Üretilen bu sosyal medya belleği aslında hayatın her alanını sömürgeleştirilmesinin mekanıdır. Anma ve hatırlama, hatırlamanın ilk yolu aşaması olan unutma eylemleri artık bu  mecrada yeniden şekillenmektedir. Bu da kişisel oluşturulmaya çalışılan bu belleklerin dijitalin etkisiyle kolayca yönlendirilmeye açık bir hale getirir. Artık yaşanılan/yaşattırılan bellek, kolektif olanın hızını yansıtan ve canlandıran sosyal medyayı göreve atamıştır.


Bu sayede anıların paylaşımı kişisellikten çoğulluğa aktarımı sağlarken, bir yandan da geçmişten geleceğe bir iz bırakmaktadır ki bu da sosyal medyanın en afili yanıdır. ‘Nitekim hızın hızıyla yarışıldığı bu dünyada sosyal medya belleği yoğun teknoloji içeren kullanımlarıyla, arzulanan geçmişi istenen anın içinde sergileyebilme başarısına sahiptir.’ 


Çoğu insanın savunduğu yaşanılan çağda geçirilen anların sınırsızca arşivlenmesine olanak sağlayan sosyal medya platformlarının gerekliliğinin elle tuttulur tek yanıdır. Anların değişim hızına rağmen değişmek ve unutulmak zorunda olmadığını fark eden birey kendi hayatının gösterinin bir parçası haline gelmesini es geçerek anı nesneleştirmeyi tercih eder. Böylelikle hatırlama ve unutma kavramları kişisel gönüllük ilkesi etrafında yeniden inşa edilir. En üzücüsü de bireyin kendi kurmuş olduğu kamusal alanında paylaştığı anların aslında yaşanıldığı an da bile gerçeklikten kopuşu barizken, sanal bir pencere sayesinde anılarını seyredebilme lüksüne sahip olduğunu düşünmesidir. Aslen içi çoktan boşaltılmış linklerden ibaret hale gelen hayatlarının farkında olamamalarıdır.


Sonuç 

İnsanların fiziksel hayatta alternatif olarak yarattıkları sanal dünyalar, kimliğin ve yaşanılan hayatın yeniden inşasına olanak verir. ‘Artık yaşamın içinde, nefes alan, dokunulan, hissedilen bir ben, bir de dijital dünyaya bıraktığımız güncellenebilen, sınırsızca sergilenebilen bir ben var.’dır. Tüm bunları ortak bir çatı altında topladığımızda ise karşımıza çıkan kavram hızdır. İktidara geçen hız zamanı süreden özgür kılarak, mekanı konulan sınırlara hapsederek, ritüelleştirip, bağımlı hale getirir. Zamanın üç ana başlığı ( geçmiş, şimdi ve gelecek)  dijital hayat içinde kaybolur.


- Çiğdem Keser

0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör